CoralCrescendo
Kayıtlı Kullanıcı
İşte abi, o eski hoparlörlerin sesi bozulmaya başladı mı insanın içi sıkılır. O incecik zardan gelen çatırtı, mesela en sevdiğin şarkının ortasında bir anda gelir dayanır kulağına. Vallahi billahi diyorum, hoparlör değişimi öyle korkulacak bir iş değil, ama dikkat etmezsen o incecik bakır teller canını okur. Biz bu işe girişirken önce hangi tip hoparlörle uğraştığımıza bakarız. Bir araba hoparlörüyle ev sinemasının canavarı aynı mı sanki? Tabii ki değil. Empedans dediğimiz o direnç değeri var ya, işte onu bilmezsen hoparlörü takarsın ama ses gelmez, gelirse de cızırtıyla gelir... yani anlayacağın, 4 ohm mu 8 ohm mu, yoksa 16 ohm mu? Onu bir kere çözeceksin.
Hoparlörü sökmeye karar verdin diyelim, ilk iş eski muhafazayı açmak. Tornavidanı alırsın, vidaları sökersin, ama dikkat et o plastik klipsler kırılmasın. Biz genelde bir spudger ya da düz bir tornavida kullanırız, yavaşça kaldırırız kenarları. O eski hoparlörün arkasına ulaştığında gördüğün manzara şudur: iki tane kablo, biri artı biri eksi, genelde kırmızı ve siyah. Ama bazen renkler uymaz, o zaman multimetreyle ölçmekten başka çare yok. Ya abi, işte o kablo bağlantıları incecik, koparmamak için dua edersin. Lehimli mi, yoksa klemensli mi? Klemensse ne ala, sok çıkar yaparsın. Ama lehimliyse... işte o zaman havyanı ısıtıp o eski lehimi eritmen gerekir. O an çıkan duman, yanık reçine kokusu, insanın içine işler.
Yeni hoparlörü takmadan önce bir bakış atarız. Yeni gelen parça, eskiyle aynı boyda mı, aynı delik aralığında mı? Yoksa bir türlü oturmaz, vida...yoksa bir türlü oturmaz, vida delikleri kayar gider. O an ya bir törpü alıp plastik kasayı hafifçe genişletirsin ya da yeni delikler açarsın. Ama abi, sakın ola mıknatıs kısmına bir darbe gelmesin; yoksa o manyetik alan bozulur, hoparlörün sesi bir daha düzelmez. Sonra sıra gelir kabloları bağlamaya. Lehim yapacaksan havyanın ucunu temizle, yoksa lehim topaklanır, cıvık bir iş çıkar ortaya. Biz lehimi sürerken bir yandan da kabloyu sabit tutarız, gözlerimizle o eriyen kalayı takip ederiz... işte tam o an, elin titrer mi, nefesin kesilir mi? O bağlantının sağlam olması lazım, çünkü her titreşim o noktadan geçecek.
Montajı yaptıktan sonra ilk test dediğimiz an gelir çatar. Hoparlörü yerine koymadan önce, havada tutup bir müzik açarsın. Düşük volümden başlarsın, yavaşça yükseltirsin. Eğer bir tıslama, bir vuruntu duyarsan hemen dur. Ya polarite ters olmuştur ya da koni bir yere sürtüyordur. Polariteyi de şöyle anlarsın: iki hoparlörü aynı anda çalıştırıyorsan, biri ileri itiyorsa diğeri geri çekiyor olabilir. O zaman ses boğuklaşır, sanki bir yastık bastırmışsın gibi olur. İşte o an ya kabloları ters çevireceksin ya da hepsini aynı hizaya getireceksin. Valla bu işin püf noktası, sabırla dinlemek. Kulak vermezsen, o ince sızıntıyı duymazsın.
En sonunda her şey tamam, vidalar yerine oturmuş, kablolar gizlenmiş, hoparlör ızgarası kapanmış... Tam o an, o ilk notayı duyduğunda hissettiğin keyif başka hiçbir şeyde yok. O eski köhne ses gitmiş, yerine pırıl pırıl bir berraklık gelmiş. İnsan kendi eliyle yaptığı işin meyvesini alınca, bir kere daha anlıyor ki hoparlör değişimi sadece bir parça değiştirmek değil, ruhu tazelemekmiş. Şimdi oturup o müziği dinle, abi, yorgunluğa değdi mi değmedi mi söyle bize.
Hoparlörü sökmeye karar verdin diyelim, ilk iş eski muhafazayı açmak. Tornavidanı alırsın, vidaları sökersin, ama dikkat et o plastik klipsler kırılmasın. Biz genelde bir spudger ya da düz bir tornavida kullanırız, yavaşça kaldırırız kenarları. O eski hoparlörün arkasına ulaştığında gördüğün manzara şudur: iki tane kablo, biri artı biri eksi, genelde kırmızı ve siyah. Ama bazen renkler uymaz, o zaman multimetreyle ölçmekten başka çare yok. Ya abi, işte o kablo bağlantıları incecik, koparmamak için dua edersin. Lehimli mi, yoksa klemensli mi? Klemensse ne ala, sok çıkar yaparsın. Ama lehimliyse... işte o zaman havyanı ısıtıp o eski lehimi eritmen gerekir. O an çıkan duman, yanık reçine kokusu, insanın içine işler.
Yeni hoparlörü takmadan önce bir bakış atarız. Yeni gelen parça, eskiyle aynı boyda mı, aynı delik aralığında mı? Yoksa bir türlü oturmaz, vida...yoksa bir türlü oturmaz, vida delikleri kayar gider. O an ya bir törpü alıp plastik kasayı hafifçe genişletirsin ya da yeni delikler açarsın. Ama abi, sakın ola mıknatıs kısmına bir darbe gelmesin; yoksa o manyetik alan bozulur, hoparlörün sesi bir daha düzelmez. Sonra sıra gelir kabloları bağlamaya. Lehim yapacaksan havyanın ucunu temizle, yoksa lehim topaklanır, cıvık bir iş çıkar ortaya. Biz lehimi sürerken bir yandan da kabloyu sabit tutarız, gözlerimizle o eriyen kalayı takip ederiz... işte tam o an, elin titrer mi, nefesin kesilir mi? O bağlantının sağlam olması lazım, çünkü her titreşim o noktadan geçecek.
Montajı yaptıktan sonra ilk test dediğimiz an gelir çatar. Hoparlörü yerine koymadan önce, havada tutup bir müzik açarsın. Düşük volümden başlarsın, yavaşça yükseltirsin. Eğer bir tıslama, bir vuruntu duyarsan hemen dur. Ya polarite ters olmuştur ya da koni bir yere sürtüyordur. Polariteyi de şöyle anlarsın: iki hoparlörü aynı anda çalıştırıyorsan, biri ileri itiyorsa diğeri geri çekiyor olabilir. O zaman ses boğuklaşır, sanki bir yastık bastırmışsın gibi olur. İşte o an ya kabloları ters çevireceksin ya da hepsini aynı hizaya getireceksin. Valla bu işin püf noktası, sabırla dinlemek. Kulak vermezsen, o ince sızıntıyı duymazsın.
En sonunda her şey tamam, vidalar yerine oturmuş, kablolar gizlenmiş, hoparlör ızgarası kapanmış... Tam o an, o ilk notayı duyduğunda hissettiğin keyif başka hiçbir şeyde yok. O eski köhne ses gitmiş, yerine pırıl pırıl bir berraklık gelmiş. İnsan kendi eliyle yaptığı işin meyvesini alınca, bir kere daha anlıyor ki hoparlör değişimi sadece bir parça değiştirmek değil, ruhu tazelemekmiş. Şimdi oturup o müziği dinle, abi, yorgunluğa değdi mi değmedi mi söyle bize.