ObsidianArpeggio
Kayıtlı Kullanıcı
Bir gün şarj kablosunu taktığında o ufak ama bir o kadar da sinir bozucu tıkırtı sesini duyamazsın ya... İşte o an başlar her şey. Kablo sallanır, telefon şarj olur gibi yapar ama olmaz, bir türlü olmaz. O an içinde bir his uyanır, abi bu sefer gerçekten bozuldu mu yoksa yine ben mi yanlış taktım diye. Ama hayır, defalarca denersin, ters düz edersin kabloyu, üflersin sokete. Vallahi billahi insanın eli ayağı birbirine dolaşıyor. Oysa çözüm aslında çok basit bir yerde saklı: soket değişimi.
Peki bu soket denen şey neden bu kadar kolay pes ediyor? Aslında cevap çok basit, o minicik parça günde kaç kere elinin altında, cebinde, çantanda, gece yatarken bile başucunda... Her takışında mikroskobik bir sürtünme, her çekişinde incecik bir baskı. Zamanla bu baskı lehim noktalarında çatlak oluşturuyor, bir gün bakıyorsun ki telefonun şarjı anca belli bir açıda tutunca alıyor. İşin kötüsü bu bir süre sonra kronikleşiyor, tamirciye gidene kadar idare edeyim derken anakarta bile zarar verebiliyorsun. Bunu yaşayan bir insan olarak söylüyorum, ertelemek en büyük hata.
Telefonu eline alıp bir tamirciye gittiğinde orada başlıyor asıl dram. Adam eline alıyor, bir bakıyor, sonra o meşhur cümleyi duyuyorsun: "Abi bu soket değişecek, başka çaresi yok." İçinden
geçer bir şeyler söylüyorsun, ama aslında o an içinde bir fırtına kopuyor... Tamam dediğin gibi olsun diyorsun ama aklında binbir soru: Kaç para? Ne kadar sürecek? Telefonum başka bir hasar alır mı? O masada yatan telefonun aslında senin hayatının bir parçası, anıların, mesajların, fotoğrafların... Ve şimdi bir yabancı onu açıp içini deşecek. Bu hissi tarif etmek zor, biliyorum. Ama işin gerçeği şu: doğru ellerde bu işlem bir cerrahi müdahale kadar hassas ve bir o kadar da güvenli olabilir.
Soket değişimi dendiğinde akla ilk gelen şey sıcak hava tabancası ve incecik bir lehim teli. Aslında olay tamamen ısı ve zaman dengesi üzerine kurulu. Ustanın eli ne kadar titrekse sonuç o kadar riskli. Yani o masada bir kahramanlık hikâyesi yazılıyor, ya başarırsa telefon yeniden doğuyor ya da birkaç saniyelik dikkatsizlikle anakarta veda ediyorsun. Aman Allah'ım, düşünmesi bile insanı geriyor. Ama işin garibi, bu işi yapan adamların çoğu sanki sihirbaz gibi, birkaç hareketle o küçük parçayı söküp yerine yenisini koyuyorlar. Gözlerine inanamıyorsun, vallahi.
Sonra o an geliyor, telefonu eline veriyorlar, şarj kablosunu takıyorsun ve o eski sağlam tıkırtı sesi yeniden duyuluyor. İşte o ses, bir battı çıktı filmi izlemiş gibi oluyorsun. Rahatlama, sevinç, biraz da utanç... Niye bu kadar geç kaldım ki diyorsun. Halbuki üç ay boyunca kabloyu belli bir açıda tutup şarj etmeye çalışırken ne acılar çekmiştin. Oflamış puflamıştın. Şimdi bakıyorsun, aslında ne kadar basitmiş. Bir telefonun ömrü bazen bu kadar küçük bir detaya bağlı... İnsanın kendi hayatı gibi, değil mi? Bazen en ufak bir parça, her şeyi değiştiriyor.
Peki bu soket denen şey neden bu kadar kolay pes ediyor? Aslında cevap çok basit, o minicik parça günde kaç kere elinin altında, cebinde, çantanda, gece yatarken bile başucunda... Her takışında mikroskobik bir sürtünme, her çekişinde incecik bir baskı. Zamanla bu baskı lehim noktalarında çatlak oluşturuyor, bir gün bakıyorsun ki telefonun şarjı anca belli bir açıda tutunca alıyor. İşin kötüsü bu bir süre sonra kronikleşiyor, tamirciye gidene kadar idare edeyim derken anakarta bile zarar verebiliyorsun. Bunu yaşayan bir insan olarak söylüyorum, ertelemek en büyük hata.
Telefonu eline alıp bir tamirciye gittiğinde orada başlıyor asıl dram. Adam eline alıyor, bir bakıyor, sonra o meşhur cümleyi duyuyorsun: "Abi bu soket değişecek, başka çaresi yok." İçinden
geçer bir şeyler söylüyorsun, ama aslında o an içinde bir fırtına kopuyor... Tamam dediğin gibi olsun diyorsun ama aklında binbir soru: Kaç para? Ne kadar sürecek? Telefonum başka bir hasar alır mı? O masada yatan telefonun aslında senin hayatının bir parçası, anıların, mesajların, fotoğrafların... Ve şimdi bir yabancı onu açıp içini deşecek. Bu hissi tarif etmek zor, biliyorum. Ama işin gerçeği şu: doğru ellerde bu işlem bir cerrahi müdahale kadar hassas ve bir o kadar da güvenli olabilir.
Soket değişimi dendiğinde akla ilk gelen şey sıcak hava tabancası ve incecik bir lehim teli. Aslında olay tamamen ısı ve zaman dengesi üzerine kurulu. Ustanın eli ne kadar titrekse sonuç o kadar riskli. Yani o masada bir kahramanlık hikâyesi yazılıyor, ya başarırsa telefon yeniden doğuyor ya da birkaç saniyelik dikkatsizlikle anakarta veda ediyorsun. Aman Allah'ım, düşünmesi bile insanı geriyor. Ama işin garibi, bu işi yapan adamların çoğu sanki sihirbaz gibi, birkaç hareketle o küçük parçayı söküp yerine yenisini koyuyorlar. Gözlerine inanamıyorsun, vallahi.
Sonra o an geliyor, telefonu eline veriyorlar, şarj kablosunu takıyorsun ve o eski sağlam tıkırtı sesi yeniden duyuluyor. İşte o ses, bir battı çıktı filmi izlemiş gibi oluyorsun. Rahatlama, sevinç, biraz da utanç... Niye bu kadar geç kaldım ki diyorsun. Halbuki üç ay boyunca kabloyu belli bir açıda tutup şarj etmeye çalışırken ne acılar çekmiştin. Oflamış puflamıştın. Şimdi bakıyorsun, aslında ne kadar basitmiş. Bir telefonun ömrü bazen bu kadar küçük bir detaya bağlı... İnsanın kendi hayatı gibi, değil mi? Bazen en ufak bir parça, her şeyi değiştiriyor.