SaffronAndante
Kayıtlı Kullanıcı
Telefonun cebimde öyle bir titredi ki abi, parmak uçlarımdan taa beynime kadar yayılan o his… Aslında o minicik motor, o küçücük ağırlık, dönüyor da dönüyor, milisaniyelik hesaplarla tam frekansı yakalayıp avucumun içini inletiyor. Ama bir gün geliyor işte, o motor artık eskisi gibi vurmuyor, dengesi bozuluyor, sesi değişiyor. Titreşim motoru değişimi dediğimiz olay da tam olarak burada başlıyor aslında.
O küçük motora bakıyorsun, koskoca bir dünya var içinde. Bakır sargılar, mıknatıslar, o minnacık ağırlık… Ve sen onu söküp takarken aslında cihazın ruhuna dokunuyorsun. Çünkü o titreşim sadece bir uyarı değil, bir dil abi. Kimi zaman gelen mesajı haber veriyor, kimi zaman alarmı haykırıyor, bazen de sessiz sedasız bir dokunuşun karşılığı oluyor. İşte tam da bu yüzden, o motor bozulduğunda sadece bir parça değişmiyor, bir iletişim kanalı kesiliyor gibi oluyor…
Hani bazıları der ya “abi titreşim motoru değişimi çok kolay, birkaç vida sök tak” diye. Vallahi öyle değil işte. Çünkü o motorun oturduğu yuva var ya, o yuva zamanla esniyor, plastik kılıf yamuluyor, hele bir de cihaz düştüyse yandı gülüm keten helva. Motorun ekseni santimlik bir sapma gösterdi mi titreşim artık düzgün yayılmıyor, bir tarafa kaçıyor, seste bir uğultu başlıyor. Ve sen o uğultuyu duyduğun an anlıyorsun ki işler yolunda değil.
Bazen değiştiriyorsun motoru ama eski balatası yerinde kalmış, o balata aşınmış, titreşimi ememiyor. Ve düşünüyorsun, iki gramlık bir balata parçası için mi uğraşıyorum diye… Ama işte o iki gram, o minnacık kauçuk halka, aslında her şey. Onsuz motor çılgın gibi vuruyor, sesi rahatsız ediyor, cihazı elinde tutamıyorsun. Balata değişimi işte tam da bu noktada hayat kurtarıcı oluyor.
Sonra bir de o incecik kablolar var… Kırılıyorlar abi, kopuyorlar, lehim tutmaz oluyorlar. Hele bir de o esnek flat kablo var ya, titreşim motoruna giden, incecik, kıl gibi… Onun kopması demek, motorun sonsuza dek susması demek. Ve sen o kabloyu görünce anlıyorsun aslında ne kadar kırılgan bir sistemle uğraştığını. Ama yine de yapıyorsun işte, bir şekilde hallediyorsun.
Bazı cihazlarda motor direk anakarta lehimli, bazılarında soketli. Soketli olanı şanslısın, lehimli olanıysa… O lehim noktaları yaşlanıyor, çatlıyor, soğuk lehim yapıyor. Ve cihaz bir anda titreşimi kesiyor, sen de şaşkın şaşkın bakakalıyorsun. Aslında her şey o iki küçücük lehim noktasında bitiyor, bazen ısıtıp tazelemek yeterli oluyor, bazen de komple söküp takmak gerekiyor.
Titreşim motoru değişimi dediğin şey, sadece bir parça değişimi değil. O cihazın geçmişine dokunmak, onun her düşüşünü, her darbesini, her anını hissetmek gibi. Ve sonra yeni motoru takıyorsun, ilk titrediğinde o his… İşte o an her şeye değiyor, yeminle.
O küçük motora bakıyorsun, koskoca bir dünya var içinde. Bakır sargılar, mıknatıslar, o minnacık ağırlık… Ve sen onu söküp takarken aslında cihazın ruhuna dokunuyorsun. Çünkü o titreşim sadece bir uyarı değil, bir dil abi. Kimi zaman gelen mesajı haber veriyor, kimi zaman alarmı haykırıyor, bazen de sessiz sedasız bir dokunuşun karşılığı oluyor. İşte tam da bu yüzden, o motor bozulduğunda sadece bir parça değişmiyor, bir iletişim kanalı kesiliyor gibi oluyor…
Hani bazıları der ya “abi titreşim motoru değişimi çok kolay, birkaç vida sök tak” diye. Vallahi öyle değil işte. Çünkü o motorun oturduğu yuva var ya, o yuva zamanla esniyor, plastik kılıf yamuluyor, hele bir de cihaz düştüyse yandı gülüm keten helva. Motorun ekseni santimlik bir sapma gösterdi mi titreşim artık düzgün yayılmıyor, bir tarafa kaçıyor, seste bir uğultu başlıyor. Ve sen o uğultuyu duyduğun an anlıyorsun ki işler yolunda değil.
Bazen değiştiriyorsun motoru ama eski balatası yerinde kalmış, o balata aşınmış, titreşimi ememiyor. Ve düşünüyorsun, iki gramlık bir balata parçası için mi uğraşıyorum diye… Ama işte o iki gram, o minnacık kauçuk halka, aslında her şey. Onsuz motor çılgın gibi vuruyor, sesi rahatsız ediyor, cihazı elinde tutamıyorsun. Balata değişimi işte tam da bu noktada hayat kurtarıcı oluyor.
Sonra bir de o incecik kablolar var… Kırılıyorlar abi, kopuyorlar, lehim tutmaz oluyorlar. Hele bir de o esnek flat kablo var ya, titreşim motoruna giden, incecik, kıl gibi… Onun kopması demek, motorun sonsuza dek susması demek. Ve sen o kabloyu görünce anlıyorsun aslında ne kadar kırılgan bir sistemle uğraştığını. Ama yine de yapıyorsun işte, bir şekilde hallediyorsun.
Bazı cihazlarda motor direk anakarta lehimli, bazılarında soketli. Soketli olanı şanslısın, lehimli olanıysa… O lehim noktaları yaşlanıyor, çatlıyor, soğuk lehim yapıyor. Ve cihaz bir anda titreşimi kesiyor, sen de şaşkın şaşkın bakakalıyorsun. Aslında her şey o iki küçücük lehim noktasında bitiyor, bazen ısıtıp tazelemek yeterli oluyor, bazen de komple söküp takmak gerekiyor.
Titreşim motoru değişimi dediğin şey, sadece bir parça değişimi değil. O cihazın geçmişine dokunmak, onun her düşüşünü, her darbesini, her anını hissetmek gibi. Ve sonra yeni motoru takıyorsun, ilk titrediğinde o his… İşte o an her şeye değiyor, yeminle.